30 Temmuz 2012 Pazartesi

Sisle Gelen Yolcu

Biraz geç bir tanıtım da olsa es geçemedim bu kitabı... Şahsen yazarın bu kitapla birlikte 3 romanını okudum ve hepsi de mükemmeldi. Tamam başlarında biraz sıkılabiliyorsun ancak kendini sonlara doğru öyle bir kaptırıyorsun ki bittiğini fark etmiyorsun.Bana göre yazarımızın tek kötü yanı kitaplarının sonu! (okuduklarım kadarıyla)  Hep belirsiz ! Bittiğini anlamıyorsunuz yani. Diğer sayfayı çevirip boş olduğunu görüp '' Ne ya bitti mi?'' diyorum hep. Sözü fazla uzatmadan tanıtalım kitabımızı. Fragmanı için buraya lütfen!




Benliğin karanlık sularında dolaşan “bavulsuz yolcu”

Tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam… Aynı yerde, bir bakım çukurunda çırılçıplak bir ceset... Ve olay üzerine polis tarafından çağrılan psikiyatr Mathias Freire… Polis, hafızasını yitirmiş adamı sorgulamak isterken, Mathias kendisinde de aynı kişilik hastalığı olduğunu fark eder. Acaba aranan seri katil kendisi midir?

Sadece Fransa’da 300 binden fazla satan ve şimdiden 10 dile çevrilen Sisle Gelen Yolcu, tüm romanlarında ısrarla “kötülük”ün kaynağını arayan Jean-Christophe Grangé’nin kurduğu kabus dolu bir labirent. Grangé, romanını tasarlamak için her romanında olduğu gibi bu romanında da titiz bir araştırma süreci yaşamış. Bir psikiyatri hastanesinde bir süre kalmış ve hastalarla uzun sohbetler etmiş. Marsilya’daki evsizlerin arasına, heyecan verici tasvirlerle anlattığı tekinsiz bir dünyaya dalmış. 

Romanın ana karakterini bu araştırmalar sonucunda yaratmış Grangé. Mathias Freire, Bordeaux’da işi dışında özel bir hayatı olmayan, bir ihtisas hastanesinde görev yapan genç bir psikiyatr. Nöbetçi olduğu bir gece, tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam getirilir hastaneye. Ertesi gün ise bölgede bir ceset bulunur. Cesedi bulunan kişi genç bir uyuşturucu bağımlısıdır ve vücudunda hiçbir darp izi yoktur. Mathias hastasıyla özel olarak ilgilenir. Yaptığı hipnoz sonucu hastası, geçmişiyle ilgili bazı bilgileri hatırlar. Ancak doktorun araştırmaları, hastasının verdiği bilgilerin tamamen düzmece olduğunu gösterir. Mathias, adamın psişik bir kaçış içinde olduğu, büyük bir travmadan sonra esas benliğinden kurtulmaya çalıştığı ve bu yüzden bilinçsizce yeni bir kimlik yarattığı görüşündedir. Ancak an gelir, kendisinin de, hastası gibi psişik bir kaçış yaşadığını keşfeder ve asıl kimliğini bulmaya karar verir. Mathias’da da hafıza kaybı vardır; kendine geldiği zamanlarda, başka bir kişiliktir. Ve “bavulsuz yolcu” olarak, kendi geçmişini araştırmak üzere yola düşer.

Hikâyelerinde biraz efsane unsuru, biraz western, biraz tarih olmasını sevdiğini belirten Grangé, “hayatını bırakıp kaçma eğilimini”, büyük bir terslik yaşadığımızda, kendimizi ailevi ya da mesleki baskı altında hissettiğimizde hepimizin yaşayabileceği bir itki olarak değerlendiriyor.




4 yorum :

  1. Bu adamın fanıyım ya.Bunu da derhal okumam lazım.Tanıtım için teşekkürler..

    YanıtlaSil
  2. Bu yazara bayılıyorummm yaaaaa .)
    Bu kitabını daha okuma fırsatı bulamadım en yakın zamanda okurum diyorum .) Hatırlatman iyi oldu prenses .))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, Ben teşekkür ederim =)) En kısa zamanda oku, çok güzeldii *.*

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...