31 Temmuz 2012 Salı

PUCCA, Erkek Dedikodusu ,Sorun Bende Değil Sende vs...

Buda Aşık Olsaydı kitabımızdan bahsettikten sonra -sayfası için tık!- dedim ki sizlere benim okuduğum dizüstü edebiyat serisindeki birkaç kitaptan daha bahsedeyim.

Açıkçası blog yazarları çok hoş düşünmüşler . Kitaplar gerçekten beni bazen gülümsetti bazende aşırı derecede ünlemler vermeme neden oldu =) kısacası bende var olan 6 kitaptan okuduğum 5 kitabı da beğendim ve tavsiye ettim .


İşte kitaplarım! Şu anda 1 kitabım eksik , o da Sorun Bende Değil Sende kitabım. Yazın okuması için bir arkadaşıma verdim.

İlk PUCCA ile başlamak istiyorum. Gerçekten çok güzel yazmış. Kitabı ilk bir arkadaşımda gördüm ve okuldayken elinden alıp şöyle bir baktım. Ama daha sonra elimden bırakamadım . eee gülünecek kısımları çok, bende biraz sesli gülerim hal böyle olunca çoğu arkadaşlarım bana bakıp ''manyak mısın kızım sen kendi kendine ne gülüyosun'' demeyi ihmal etmediler :D PUCCA nın ilk kitabını daha çok beğendim. Tabi tercih meselesi..İkinci kitabının da son kısımları çok hoştu.Biraz spoiler olacak ama özellikle Erik 'e tekmeyi koyup Ceriyle arkasına bakmadan dönüp gittiği sahneye bayılmıştım :D Sıkınıtılı yaz günlerinde ilaç gibi geldi bana , okuyun derim !




Sorun Bende Değil Sende ise ilk okuduğumda pek beğenmediğim bir kitaptı . Çünkü ilerledikçe sanki en başa sarıyorduk kitabı.Konusunda Pelin adlı bir kızımız  var ve sevgilisinden yeni ayrılmış , sevgilisi de kızdan ayrılır ayrılmaz gitmiş başkasıyla çıkmaya başlamış ve evlenmiş. Bu da sevgilisine inat sürekli başkalarıyla çıkıp çıkıp duruyor ve bizleri öldürüyor! Ama bunlara rağmen hiç mutlu değil, aklı fikri eski sevgilisinde...
Sonlarını iyi hoş bağlamışlardı o yüzden bakalım 2. kitap ne olacak dedim.

 İkinci kitabı çıktığında aldım, sıkılırsam okurum diye bir köşeye bıraktım. Sonunda elimde kitap kalmayınca mecbur aldım okudum. Şimdi belki size çok tuhaf gelecek ama kitaba bayıldım ! Yani abartısız bayıldım. Aynı yazar mıydı bunu yazan ya'' oldum . Yani kısacası Sorun Bendeymiş'i alın okuyun derim. Birinci kitapla gerçekten alakası yoktu. Tabii beğenmeyenler de yok değil, en başta dediğim gibi tercih  meselesi =)


Erkek Dedikodusu da hoş sade bir romandı.Hayatları boyunca karşılaşmamış olan iki kızın ; Derin ve
 Pera 'nın ortak arkadaşlarının düğününde bekarlar masasında tanışmalarıyla başlıyor.Pera sevgilisinden daha yeni ayrılmışken Derin'in ise uzun bir süredir zaten erkek arkadaşı yok.İki kızımız burada tanışıyor ve kaynaşıyorlar.Bu sırada masadaki diğer bekarları özellikle erkekleri tartıyorlar. :D Cem ve Can adında iki arkadaşla tanışıp kaynaşıp düğünden sonra bara gidip bir şeyler içiyorlar.Haliyle Derine' Cem Pera'ya da Can düşüyor . Ama Derin Cem'den hiç hoşlanmaz .E haksız da sayılmaz . El kremleri sürmeler , terleyip üşütmemek için sırtına havlu filan koymalar :D neyse efendime böyle hoş bir konusu vardı gerisini de siz okuyup yorumlayın ...

Bayılmışım kendime geldiğimde 40 yaşındaydım' kitabını yarım bıraktım. Tam yarım da sayılmaz aslında bi 30 sayfa filan okuyup bıraktım. Şimdi neden bıraktığımı hatırlamıyorum ama ona da en kısa sürede yeniden başlayıp yorumunu yazacağım .. 

Bol kitaplı günler dilerim!  






Çekilişe bi TIK!

Çok tatlı bir sitede çekilişe denk geldim . İlginç ve güzel kitaplar seçilmiş katılmak isterseniz bi TIK yeter !

      

      

....gibi gibi =)

30 Temmuz 2012 Pazartesi

The Golden Lily (Altın Zambak)

Vampir Akademisi serisin devamı niteliğindeki serinin 2. kitabı altın zambak... Vampir akademisi Dampir kızımız Rose tarafından anlatılırken bu kitabı simyacı Sydney anlatılıyor. Gel gelelim vampir akademisine... Vampir Akademisinin de öyle az buz bir kitlesi de yok hani, popüler bir seri. Gerçekten bazı vampir serilerine göre daha akıcı ve farklıydı. Vampir akademisi toplamda 6 kitaptan oluşuyordu.

'' İlk kitabında rose ve lissa adında iki arkadaş var. Biri Moroi yani üst seviye vampir öteki ise Dampir -yarı vampir yarı insan-Dampir Rose Moroi Lissa'yı  korumakla görevlidir. Üstelik dampir kızımızın insan olan babası Türkiye'de.Lissa ve Rose okuldan kaçıp hayatlarını dışarda gizlice sürdürüyorlardır. Ancak okul (Aziz Vladamir) onları bulur ve geri getirtir.Geri getiren kişi de Dimitri yani Rose 'un gelecekteki sevgilisidir.Okula geri getirilen kızların olayları burada; moroiler tehlikededir. Strigo adlı yaratıklar ( vampir, ancak canavar vampirler) ortalıktadırlar ve Lissa da önemli bir Moroidir...Bu durumda onu korumak Rose'a düşecektir...


1.Kitap



İkinci kitabımızın kapağı normalde buydu.
Fakat değiştirmişler 
   

Bu şekil olmuş.
Bence eskisi daha güzeldi:/
 


3.Kitap


4.Kitap
5.Kitap
6.Kitap
Şimdi gelelim söz konusu olan kitabımıza . Bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim Kanbağı''nın . Bir günde okudum bitti gitti :D çok ön yargılı yaklaşıp bayağı ertelemiştim okumayı ama haksızlık etmişim kitaba..
Geçekten mükemmeldi. Richelle Mead bir kez daha umutlarımızı boşa çıkarmadı .Kanbağın'da olayları Rose'a zamanında yardım ettiği için simyacılar tarafından dışlanmış olan Sydney anlatılıyor. Mutlaka okuyun kaçırmayın derim! Şimdi ise Altın Zambağ'ı merakla bekliyoruz !

 

Buda Aşık Olsaydı!

Okuyan us yayınlarının yeni bir kitabı daha ! En son Erkek Dedikodusu 2'' çıkmıştı! Şimdi ise yeni bir kitap daha çıkarmış. Yazar yabancı ama olsun yinede okumak istiyorum! Siz??!





"Beni uyandıracak, kör noktalarımı zorlayacak ve yolculugˆumda bana hem bir yol hem de oyun arkadas¸ı olacak birini istiyorum."

Aşkı arıyor, aşkı bulduğumuzu sandığımızda kaybetmekten korkuyoruz. Oyunlar oynuyor, maskeler takıyor, çoğu zaman da sırf bu yüzden yine yalnız kalıyoruz.

Bizi aradığımız aşka kavuşmaktan alıkoyan bu kısır döngüdür. Birinin bizi sevmesi için başka biri gibi davrandığımız sürece sevgisiz kalırız. Çünkü karşımızdaki bizi görmez, bilmez. Kendimizi olmamız gerektiğini düşündüğümüz şeyin arkasına saklarsak bizi kim görebilir? Görmediği bir şeyi kim sevebilir? Buda aşık olsaydı, bu AŞK olurdu. Çünkü Buda neyse odur. Her nasılsa öyledir.

"Her şeyden fazla, önce kendimi istiyorum. Dürüstlük ve doğrulukla yaşamak istiyorum. Ne içimdeki mücevheri gizleyecek ne de kusurlarımı örtmeye çalışacağım. Pazarlık yok, gerçeklikten kaçmak yok, kendimi kandırmak yok, yalan yok." (Kitaptan)

Eğer aşk konusunda biriyle dertleşmek istiyorsanız Buda ile dertleşin. İçinizdeki Buda'yla tanışın: insanın yarası da ilacı da içindedir. Sevişmek için çıplak bedenler yetmez, ruhların da soyunması gerekir.

"Sevgilinizin gözlerinizin içine bakarken tüm sırlarınızı bildiğini, sizin huysuz, tatlı, bencil ve cömert hallerinizi bilip buna rağmen sizi gerçek anlamda sevmeye devam ettiğini düşünün. Aynı şeyi sizin de yapabildiğinizi hayal edin. Bilinçli bir ilişkinin potansiyeli budur." (Kitaptan)

İki insan arasındaki aşkı Sufizm, Budizm gibi öğretilerin süzgecinden geçirerek anlatan bu kitap bir taktik kitabı değildir. Taktikler işe yaramaz. Nokta.







Sisle Gelen Yolcu

Biraz geç bir tanıtım da olsa es geçemedim bu kitabı... Şahsen yazarın bu kitapla birlikte 3 romanını okudum ve hepsi de mükemmeldi. Tamam başlarında biraz sıkılabiliyorsun ancak kendini sonlara doğru öyle bir kaptırıyorsun ki bittiğini fark etmiyorsun.Bana göre yazarımızın tek kötü yanı kitaplarının sonu! (okuduklarım kadarıyla)  Hep belirsiz ! Bittiğini anlamıyorsunuz yani. Diğer sayfayı çevirip boş olduğunu görüp '' Ne ya bitti mi?'' diyorum hep. Sözü fazla uzatmadan tanıtalım kitabımızı. Fragmanı için buraya lütfen!




Benliğin karanlık sularında dolaşan “bavulsuz yolcu”

Tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam… Aynı yerde, bir bakım çukurunda çırılçıplak bir ceset... Ve olay üzerine polis tarafından çağrılan psikiyatr Mathias Freire… Polis, hafızasını yitirmiş adamı sorgulamak isterken, Mathias kendisinde de aynı kişilik hastalığı olduğunu fark eder. Acaba aranan seri katil kendisi midir?

Sadece Fransa’da 300 binden fazla satan ve şimdiden 10 dile çevrilen Sisle Gelen Yolcu, tüm romanlarında ısrarla “kötülük”ün kaynağını arayan Jean-Christophe Grangé’nin kurduğu kabus dolu bir labirent. Grangé, romanını tasarlamak için her romanında olduğu gibi bu romanında da titiz bir araştırma süreci yaşamış. Bir psikiyatri hastanesinde bir süre kalmış ve hastalarla uzun sohbetler etmiş. Marsilya’daki evsizlerin arasına, heyecan verici tasvirlerle anlattığı tekinsiz bir dünyaya dalmış. 

Romanın ana karakterini bu araştırmalar sonucunda yaratmış Grangé. Mathias Freire, Bordeaux’da işi dışında özel bir hayatı olmayan, bir ihtisas hastanesinde görev yapan genç bir psikiyatr. Nöbetçi olduğu bir gece, tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam getirilir hastaneye. Ertesi gün ise bölgede bir ceset bulunur. Cesedi bulunan kişi genç bir uyuşturucu bağımlısıdır ve vücudunda hiçbir darp izi yoktur. Mathias hastasıyla özel olarak ilgilenir. Yaptığı hipnoz sonucu hastası, geçmişiyle ilgili bazı bilgileri hatırlar. Ancak doktorun araştırmaları, hastasının verdiği bilgilerin tamamen düzmece olduğunu gösterir. Mathias, adamın psişik bir kaçış içinde olduğu, büyük bir travmadan sonra esas benliğinden kurtulmaya çalıştığı ve bu yüzden bilinçsizce yeni bir kimlik yarattığı görüşündedir. Ancak an gelir, kendisinin de, hastası gibi psişik bir kaçış yaşadığını keşfeder ve asıl kimliğini bulmaya karar verir. Mathias’da da hafıza kaybı vardır; kendine geldiği zamanlarda, başka bir kişiliktir. Ve “bavulsuz yolcu” olarak, kendi geçmişini araştırmak üzere yola düşer.

Hikâyelerinde biraz efsane unsuru, biraz western, biraz tarih olmasını sevdiğini belirten Grangé, “hayatını bırakıp kaçma eğilimini”, büyük bir terslik yaşadığımızda, kendimizi ailevi ya da mesleki baskı altında hissettiğimizde hepimizin yaşayabileceği bir itki olarak değerlendiriyor.




Gece Evi Serisi ''filmi''

Her ne kadar hala gerçekliğine inanamasam da paylaşmalıyım dedim. Çünkü 4 sene öncede ''film'' olacaktı sözde. E hadi bakalım neyse!


Gece Evi Serisi Film Oluyor

Yılan hikayesine dönen film uyarlaması fiyaskolarından biri de Gece Evi serisiydi. Yayın hakları bir ara satılmış , sonra mali sorunlar ve yazarların kaprisleri yüzünden iptal edilmiş olan proje tekrar hayata geçiyor.

Cast ailesinin birlikte yazdıkları ülkemizde de ses getiren serilerden biri olan Gece Evi , nihayet film oluyor.Gece Evi hayranları film olacak haberini daha önce almıştı.

Hayranların çoğu bu habere sevinirken , projenin iptal edildiği duyurulmuştu. Sebep Pc ve Kristin Cast’ın gerçekleştirilmesi mümkün olmayan istekleri ve mali gücün bunu karşılayamaması olarak gösterilmişti.Yayın hakları anlaşmasının 2008′de fes edilmesinden beri film hakkında herhangi bir haber çıkmadı. Ta ki bugüne kadar.

Evet , Gece Evi sevenler favori karakterleriniz beyaz ekranda görebileceksiniz çünkü Davis Film – Gece Evi Serisinin film haklarını satın aldı.


Nyx House Of Night

Siz gördünüz mü bilmiyorum o yüzden belki kaçıranlar varsa yayınlamak istedim.Gece evi serisi yine ara bir kitap çıkardı .
Nyx In The House Of Night


Kitabın Bölümlerinin içeriği 
Wiccal Ritüeller
Erebus Ve Nyx'in Orjinal Hikayesi
Cherokee Mitolojisi
Dövmelerin Tarihsel Önemi
Ve daha fazlası...



EPHESUS yayınları

Ephesus  Yayınlarını ilk kez bu sene duydum ama okuduğum 2 kitabı beni cezbetmeye arttı da yetti! Tanrıça ve Ejderin Aşkını aldım. sizlere kısaca tanıtayım.


Tanrıça 'yı 1 günde bitirdim. Gerçekten yazarın ilk kitabı olmasına şaşırdım ve sonunda şoke oldum diyebilirim . P.C Cast romanlarıyla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Evet yine kurban bir kızımız var ve bu kızımız seçilmiş. Annesi hastalandığı için onu doğduğu şehrine geri götürüyor. Burda bir arkadaşının -aslında düşmanının- ölümüne tanık oluyor. Bu sırada adamın biri çıkarak ona arkadaşını geri getirebileceğini fakat karşılığında onunla yaşayacağına dair söz vermesini istiyor.Olaylar böyle başlar devamını ise siz getirin =)

Teste tabi tutulan her kız öldü. Şimdi Kate'in sırası.
Kate'in hayatı, en başından beri yalnızca kendisi ve annesinden ibaret olmuştur ancak şimdi annesi ölmek üzeredir. Peki ya son isteği? Çocukluğunu geçirdiği eve geri dönmek. Bu nedenle Kate bir yandan annesinin sonbaharı çıkaramayacağından endişelenirken, diğer yandan da hiçbir arkadaşı ya da akrabası olmayan bir yerde yeni bir okula başlayacaktır.
Sonra Henry ile tanışır. Karanlık, ıstırap dolu ve büyüleyici biri olan Henry, Ölüler Diyarı tanrısı Hades olduğu iddiasındadır. Üstelik, bir anlaşma yapmanın karşılığında, tabi tutulacağı testi geçene kadar Kate'in annesini hayatta tutacaktır.
Kate, Henry'nin çıldırmış olduğundan emindir. Ta ki ölü bir kızı hayata döndürdüğüne tanık olana kadar. Artık annesinin hayatını kurtarmak gözüne delicesine mümkün görünmektedir.
Testleri geçmeyi başardığı takdirde Henry'nin gelecekteki eşi ve bir tanrıça olacaktır.
Fakat başarısız olursa...


İnsana dönüşebilen ejderhaların tutkulu aşk oyunlarıyla alev alacaksınız.

Kalbi bir ejderhaya, şehvetiyse kibirli bir şövalyeye aitti.

Bir gün bunların bir araya gelebileceğini kim hayal edebilirdi ki?

Despot ağabeyini öldürmenin peşindeki Kanlı Annwyl, kaderin onu sürüklediği olayların ortasında aşkı ve tutkuyu keşfediyor.

Kanlı Annwyl gibi bir lakaba sahip olmak, kadın bir savaşçı için de olsa, hiç kolay değildir. Erkekler ya korkuyla titrer ya da saygıyla selam verir.

Ama arada sırada bir erkekle, Yok edici Feraghus'la konuşabildiği gibi konuşabilmeyi arzulamaktadır.

Fakat ne yazık ki Fearghus bir ejderhadır. Büyük, pullu ve ölümcül.

Fearghus'un onu savaş için eğitmek üzere ayarladığı sert, küstah şövalyeye karşı uyanan duygularından çok farklı bir şekilde, Annwyl onunla kendini güvende hisseder. Günlerini onu vahşi, kuvvetli bir arzuyla dolduran adamla dövüşerek, gecelerini ise bir köyü sadece nefesiyle yıkabilecek sihirli bir varlıkla geçirerek harcayan Annwyl, hayatın daha da garipleşemeyeceğinden emindir.

Ama yanılıyordur...


Ejderin Aşkı da güzeldi , ama ben tanrıçayı daha çok beğendim .Ejderin Aşkı'nın iki hikayesi var. Biri Annwyl 'in diğeri ise bir ejdeha olan Rhiannon'un hayat hikayesini anlatıyor. Yorumlara göre 2.hikayeden başlayın diyen çok, bana göre ise 1. den başlayın daha zevkli oluyor !
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...