12 Şubat 2015 Perşembe

Kızıl Tepe - JAMIE McGUIRE


 

Kitabın Adı: Kızıl Tepe
Seri Adı: Red Hill #1
Orjinal Adı: Red Hill
Yazar: JAMIE McGUIRE
Tür: New Adult, Zombies, Paranormal
Yayıncı: Yabancı Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 368

GR Puanı: 3.93





Hayatım boyunca zombi içerikli kitaplara hep ön yargı ile yaklaşmışımdır. Özellikle de şu Ölüler Kuşağı (Daniel Waters) adlı kitabı okuduktan sonra. O yüzden bu kitaba başlarken hem çok istekliydim hem de çok isteksiz. İçimden sürekli bu kitabı beğenmezsem Jamie hakkındaki düşüncelerimin değişeceği ve ondan soğuyacağıma dair bir his vardı.
.......

Fakat bu kadın ne yaptı?
Tabii ki kendine yine 5 verdirtti! -_- Yahu burun kıvırarak başladığım her kitabın bu şekilde sonuçlanması  nasıl bir cezadır? Kadın yazmış anacım, nerden kırayım puanı? Üstelik kıyaslayacağım tüm zombi kitaplarını da geçti. (Evet bir tane okudum ama Sıcak Bedenler ve World War Z gibi kitapların filmlerine gitmiştim. Az çok kitabı yansıtmışlardır diye düşünüyorum.) Karakterler olsun konunun sürükleyiciliği olsun o kadar güzel işlenmiş ki, sanki kadın bu olayı yaşamış (yazardan bahsediyorum.) ve kalemine dökmüş. Bu yüzden kitabı bitirdiğim anda Jamie'nin her türde yazabilecek  usta bir yazar olduğu gerçeğine tüm kalbimle inanmış bulundum. Tebrikler!  *alkış*

Yalnız. Kızıl Tepe'yi okurken muhakkak sakin bir yerde okuyun. Zaten kitap kargaşa dolu. Üstüne siz de gürültü yapmayın. :3 A bir de zombi filmi izleyin. Evet, kitaptan önce. Yani inanın kafanızda o kadar güzel canlanıyor ki kitabı kapattığınızda sinemadan çıkmış gibi oluyorsunuz! Tabii hiç zombi filmi izlemeyen yoktur heralde? En kötü Walking Dead filan izlemişsinizdir. (Dediğine bakmayın bu şahıs izlemedi mesela <----)



Kitabın birçok iyi noktası var ama öncelikli olarak içindeki aile kavramı çok güzel işlenmişti. Ve aşk da. Yani kitaba başlarken sakın bir Talı Bela, Tatlı Sır beklemeyin. Zaten adamların ölümden kaçarken böyle bir aşk yaşaması imkansız. Kitapta tam yerine oturmuş yüreğinizi hop kaldırıp hop indirecek korku dolu anların arasına güzelce serpiştirilmiş bir aşk vardı. Aile kavramı ise zaten ana tema gibi bir durum.

Bunun dışında hikayemizin üç farklı anlatıcısı var, ve kitap boyunca birbirlerini yakalama anları öyle güzel ayarlanmış ki şaşıp kalırsınız. Aslında hiç tanışmamış ve birbirlerinden tamamen kopuk olarak yaşayan bu insanlar farkında olmadan kaderin kırmızı ipliğiyle bağlanmış gibiler. Bu da kitaba olduğundan fazla bir hareket katmış tabii. Düşünsenize her farklı olayı farklı bir ağızdan o kişinin görüşüyle dinliyorsunuz. Ama aslında olaylar aynı. Yani biri için biten bir an diğeri için yeni başlıyor.

Birinci anlatıcımız olan Scarlet işe gittiği o gün radyoda söylenelere biraz kulak kabartabilseydi hayatı çok daha farklı bir yönde ilerleyebilirdi. Fakat kendisi arkada tartışan kızlarını ayırmak ile meşguldü. Radyoda bahsi geçen öldürücü bir virüs onun için fazlasıyla sırandı. Çünkü bütün bir gününü böyle hastalıklar ile uğraşarak geçiriyordu. Kendisi bir röntgen teknikeriydi. İki çocuğa sahipti ve eşinden kısa bir süre önce boşanmıştı.
O gün hayatının tamamen altüst olacağından habersiz çocuklarını okula bırakmış ve işine gelmişti.

Günün ilk hastası ise Dana adındaki bir kız olup iş çıkışı manyak bir adam tarafından ısırılmıştı. Yaşadığı bu olayın üzerine ise vücudunda bazı değişik sorunları ortaya çıkmıştı. Aynı gün içerinde fazlasıyla kilo kaybetmesi gibi.
Scarlet için bu üzücü fakat bir o kadar da sıradan bir olaydı. Yani neden olmasın ki? Belki de yeni bir hastalığın yeni bir belirtisiydi? Kim diyebilir ki saatler içerisinde kızın bir zombiye dönüşeceğini? Fakat bu hangi hastalığın belirtisi olsa da, bir gün içerisinde aynı teşhis ile birçok hastanın hastahaneye yatırılması işi biraz daha ürkünç kılmış olabilirdi.
 Duvardan birkaç resmi indirip elimdeki teneke kutuyu salladım. İşaret parmağımı spreyin düğmesine bastırınca bir tıslama sesi geldi, kolumu sessiz veda müziğimle uyumlu bir şekilde sallayarak duvara büyük, siyah, hemen göze çarpan harflerle yazdım.
KIZIL TEPE
BEKLEYECEĞİM
ANNENİZ
Diğer bir anlatıcımız olan Miranda ise Scarlet ile beraber çalışan şeker mi şeker bir doktorun kızıdır. Kardeşi Ashley ve sevgilileri  ile babalarını görmek adına Kızıl Tepe'ye gidiyorlardır. Tabii hiç birinin yaşanılan hengameden ve yayılan virüsten haberleri yoktur. İşin ciddiyetini insan yemekte olan bir zombiyi arabalarından izlerken anlayacaklardır. Ve onlar için kaçış işte o zaman başlayacaktır.

Nathan ise bizim son anlatıcımız. Kendisi küçük kızı Zoe ve eşiyle beraber zorlu bir hayat sürmektedir. Fazlasıyla rezil, sünepe eşi ile sırf kızının mutluluğunu korumak adına evliliğini devam ettirmektedir. Fakat virüsün yayıldığı gün karısı onu aniden terk etmiş ve büyümüş de küçülmüş dünya tatlısı kızı Zoe ile başbaşa bırakmıştır. Kızını korumak adına akla gelebilecek her türlü çılgınca şeyi yapan Nathan ömrü boyunca unutamayacağı bir zombi savaşına katılacaktır.
Bir zombi filmi izlemek bir şeydir, pencerenin dışında seni yemek için bekleşen zombileri izlemek ise bambaşka bir şeydi. Filmlerde bundan bahsetmiyorlardı. Yani... belki bahsediyorlardı, ama her anın ne kadar da korkutucu olduğunu hissettirmeyi tam anlamıyla başaramıyorlardı.
-Nathan
Peki. Anlatıcılarımızın hayatlarının kesiştiği nokta sizce neresi? .......
Doğru tahmin! Tabii ki Kızıl Tepe. Pek korunaklı bir bölgede olan Kızıl Tepe zombiler için ulaşması fazlasıyla zor bir alan. Bu yüzden Scarlet, Miranda ve Nathan yanlarına bazı dostlarını ve tanımadıkları iyi insanları da alarak Kızıl Tepe'de buluşacaklardır.

Kitap boyunca herkesin tek bir amacı vardı. Sevdiklerini korumak. Scarlet için kızları, Miranda için kardeşi, babası ve sevdikleri, Nathan için ise kızı Zoe onların yaşama amaçlarıydı. Bu yüzden Kızıl Tepe'de bir annenin feryadından tutun kardeş bağlılığına kadar tüm duyguları en saf haliyle görmeniz mümkün.

İşin diğer bir güzel tarafı ise kitabın kapanışının beni doyurması oldu. Tamam biraz hmm... fazla .. kayıp? verdik ama yine de cuk diye oturmuş bir sondu. ( Tamam gerçekleri konuşalım, aslında bazı yerlerinde kahroldum fakat işin içinde zombi varsa ölüm muhakkak oluyor :/ )

Sizlere tavsiyem Kızıl Tepe'yi muhakkak edinmeniz. Ben bayıldım. Az çok zevklerimiz uyuşuyorsa eminim siz de seveceksiniz :3



6 yorum :

  1. Harika bir yorum olmuş canım eline sağlık! Çok ayrıntılı yazmışsın üşenmeden, çok güzel açıklamışsın. Ben de senin gibiyim, zombili şeyleri pek sevmem ve pek okumadım da ama yine de Jamie varsa her türlü okunur. :) Genel tarzından çok farklı bir şey denemiş ama başarılı olmuş sanırım. En kısa zamanda almak istiyorum, kapak da çok güzel. Seri olmaması da güzel bir değişiklik olmuş. Bu arada, ben de bloguma beklerim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :D Evet Jamie yazınca öyle böyle okuyoruz kitabı :D Değişik türlerde yazmaya devam etmeli bence! Memnun olurum, kısa sürede ziyaret edeceğim siteni canım :3

      Sil
  2. Yerinde bir yorum olmuş kaleminize sağlık. Ancak şunu belirtmek isterim ki kitabın sonunda Scarlet'in bencil bir sürtüğe dönüşmesinden tiksindim. Yazar bu noktada okurun aşırı üzerine gitmiş bence. Kızlarına bir sana iki ulan zombi var ve evet ölümde var. Ama Scarlet ve Nathen için yok nasıl bir dünya bu? diye isyan ettiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim öncelikle :3 Scarlet için bir şeyler demem gerekirse evet ölüm var ama sonuçta kızlarını çok seviyor ve oraya kadar umutla onlar için gelmiş. Anne psikolojisi galiba öldüklerine inanmak istemiyor. İyi ki de inanmamış bildiğiniz üzere inansaydı kızlarını kaybedebilirdi ;)

      Sil
  3. Aaaaaahhhhh heyecandan kudurdum şu an! O kadar sıkıcı bir formasyon dersindeyim ki, şimdi gizli gizli onu okumak harila olurdu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle :D Keşke ışınlama olsaydı, size gönderebilridim :3

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...